Felsefe

Tutku

Son KanKa kullanıcısının resmi

Azazil ve TutkuAramıştı, binlerce yüz binlerce yıl aramıştı; bitmeyen tükenmeyen bir inançla. Anlamı aramıştı, sonsuzluğu kavramak istemişti, solmayan gerçeği soluklamaktı tek tutkusu bunca yıl boyunca.

Varlığa doğduğu an kendisinin de bir farklı olduğunu kavramıştı. Her şeyi herkesten çok daha derin ve özünden algılıyordu. Çevresindekiler kendi sınırlı dünyasında mutluluğu yaşamakla yetinmekteydi, sanki herkes bir çeşit uykudaydı. O ise başka bir boyutta nefes alıp vermekteydi; hep en temel kavramlarla ilgileniyor, en çocuksu soruları soruyor ve cevapları yalnızca kendi içinde arıyordu.

Bilgeliği aracısız olarak Kaynak’tan almasını bilen bu ateşîn varlık, zamanla diğer tüm yaratılmışlara Sonsuz Gerçeğin nefesini ileten bir öğretmen haline geldi, artık azizlerin azizi Azazil’di. Özü ateşti, kor gibi sıcak, od gibi tutku dolu ve yalım gibi tutulmazdı. Bilgisinde özgür iradesi vardı, ışıktan yaratılmış melekler bile ona denk olmazdı.

“Bizi tanımlayan seçimlerimizdir” diye öğütlüyordu derslerinde, kendisi Sonsuzluğun Dinmeyen Sesi. Kimse Tanrı’yı onun kadar iyi bilemezdi, hele asla onun kadar içten sevemezdi. Evrendeki her şey onun bilgeliğiyle anlam kazanmıştı.

Üç Tarz-ı Siyaset ve Yusuf Akçura’nın Zihniyetinde Türkçülük

kagan kullanıcısının resmi

Üç Tarz-ı Siyaset ve Yusuf Akçura’nın Zihniyetinde Türkçülük

Anahtar Kelimeler: Pantürkizm, Türkçülük, Irk, Ekonomi, Siyaset

19. yüzyılın son çeyreğinde Türkler iki büyük olguyla karşı karşıya kaldılar: Rus İmparatorluğu’ndaki Ruslaştırma politikasına ve Panislavizm tehdidine karşı ulusal direniş ve Osmanlı imparatorluğu’nda da Sultan Abdülhamid’in baskıcı tutumuna karşı hürriyet mücadelesi. Tatar Milliyetçiliği ve Jön Türk hürriyetçiliği: Yusuf Akçura’nın gençliğine damgasını vuracak bunlardı. Akçura’nın yaşamının ilk yirmi yılına ilişkin bilgilerimiz, neredeyse, Akçura’nın Taşkışla’da tutukluyken kaleme aldığı not defterinden (Defter-i Amalim ya da Ta Kendim) öğrendiklerimizle sınırlıdır. Defter 4 haziran 1897 tarihini taşımaktadır.

Yusuf Akçura ailevi köken olarak ele alındığında , Tatar sanayi ve ticaret büyük burjuvazisine mensuptu, II. Katerina döneminde şansı açılan ve servetini Orta Asya ve Çin’le yapılan ticaretten elde eden Tatar burjuvazisine. Ailesi Kazan’da, Volga üzerinde Simbir’de (Rusçada Simbirsk) oturuyordu.1876 yılında bu kentte doğan Akçura’dan, altı yıl öncede Lenin bu kentte doğmuştu. 1878’te babasını kaybetti, 1883’te, Yusuf annesiyle beraber İstanbul’a gitti. Türkiye’ye yerleşmiş olmakla beraber Yusuf ve annesi sık sık Rusya’ya giderlerdi. Bu yolculuklarda Volga’yı, Başkırdistan’ı, Kasım’ı ve daha batıdaki yöreleri gezmişti. Oldukça zengin ve arı bir dil olan Başkırt dilinin Arapçadan, Farsçadan ve Rusçadan çok az sayıda sözcük ödünç aldığını görmüştü. Akçura, Başkırtların duygusal açıdan Osmanlı Türklerine çok bağlı olduklarını gözlemledi.

Powered by Drupal - Design by artinet