Aramıştı, binlerce yüz binlerce yıl aramıştı; bitmeyen tükenmeyen bir inançla. Anlamı aramıştı, sonsuzluğu kavramak istemişti, solmayan gerçeği soluklamaktı tek tutkusu bunca yıl boyunca.
Varlığa doğduğu an kendisinin de bir farklı olduğunu kavramıştı. Her şeyi herkesten çok daha derin ve özünden algılıyordu. Çevresindekiler kendi sınırlı dünyasında mutluluğu yaşamakla yetinmekteydi, sanki herkes bir çeşit uykudaydı. O ise başka bir boyutta nefes alıp vermekteydi; hep en temel kavramlarla ilgileniyor, en çocuksu soruları soruyor ve cevapları yalnızca kendi içinde arıyordu.
Bilgeliği aracısız olarak Kaynak’tan almasını bilen bu ateşîn varlık, zamanla diğer tüm yaratılmışlara Sonsuz Gerçeğin nefesini ileten bir öğretmen haline geldi, artık azizlerin azizi Azazil’di. Özü ateşti, kor gibi sıcak, od gibi tutku dolu ve yalım gibi tutulmazdı. Bilgisinde özgür iradesi vardı, ışıktan yaratılmış melekler bile ona denk olmazdı.
“Bizi tanımlayan seçimlerimizdir” diye öğütlüyordu derslerinde, kendisi Sonsuzluğun Dinmeyen Sesi. Kimse Tanrı’yı onun kadar iyi bilemezdi, hele asla onun kadar içten sevemezdi. Evrendeki her şey onun bilgeliğiyle anlam kazanmıştı.

